
Numan Kurtulmuş: Haksız kazanç sağlayanların burunlarından fitil fitil getirilmelidir
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarına iliştin, “Haksız kazanç sağlayanların burunlarından fitil fitil getirilmelidir” dedi. Yeni anayasa için “tam zamanı” vurgusu yapan Kurtulmuş, terörsüz Türkiye hedefi için atılan adımların siyasi bir kararlılıkla sürdüğünü belirtti.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Portekiz e gerçekleştirdiği resmi ziyaret öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Fon soruşturmasından yeni anayasa çalışmalarına, bölgesel savunma ittifaklarından terörle mücadele sürecine kadar gündemdeki kritik başlıkları değerlendirdi.
Yatırımcıları mağdur eden fon krizini "fevkalade hassas ve affedilemez bir mesele" olarak nitelendiren Kurtulmuş, ekonomik güvenliğin korunması ve hukuki sürecin titizlikle yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. İsrail in saldırgan politikalarına karşı Türkiye nin yürüttüğü diplomasiyi "tarihi bir başarı" olarak değerlendiren Kurtulmuş, 28. Dönem Meclisi nin sivil bir anayasa yapma gücüne sahip olduğunu yineledi. Kurtulmuş ayrıca, bölgedeki istikrarsızlığa karşı gündeme gelen Mekke Savunma Anlaşması'nın herhangi bir paktın alternatifi değil, bölge ülkelerinin güvenliği için bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.
İlgili haber: Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu Külliye'de Bir Araya Geldi
(Fon soruşturması) Cuma günü yaptığımız yıllık faaliyet değerlendirme toplantımızda da paylaştım. Bu, fevkalade hassas bir konu, çok büyük bir kitleyi ilgilendiriyor. Bu insanların tamamı 3-5 kuruş biriktirdikleri helal paralarından kazanç elde etmek için borsaya yatırım yapmışlar, bunların paraları üzerinde kim spekülasyon yaptı, kim haksız kazanç sağladıysa burunlarından fitil fitil getirilmelidir, hepsinden hesap sorulmalıdır.
Gerçekten bir de helalleşmesinin nasıl yapılacağının mümkün olmadığı bir konu. Yani bir fonda çok sayıda insanın gelecek hayalleri birikiyor, siz o gelecek hayallerine el koyuyorsunuz. Bu affedilemez fevkalade ciddi bir meseledir. Ümit ederim ki Türkiye ekonomisinin, sadece dar bir alanında, borsanın da dar bir alanında etkili olur ve kısa süre içerisinde alınan tedbirler sonuçlarını vererek de Borsa İstanbul selamete kavuşmuş olur.
Tabi bu meselenin yapılan yolsuzluk ve spekülasyonlar boyutunun dışında bir başka önemli kısmı da ekonomik güvenlik meselesidir. Bu tür meseleler kendi konusunun dışında etkilere sahip olmaması lazım. Bunun için de ilgili bakanlık tedbirlerini zamanında, vaktinde aldı. Bu tedbirleri belki daha da artırarak Türkiye'de ekonomik güvenlik konusunda en ufak bir tartışmanın gündeme gelmeyeceği bir sürecin yönetilmesi gerekiyor. Aynı şekilde savcılığa intikal etmiş olan bu meselede de savcılıkların son derece titiz, son derece kapsamlı, detaylı çalışmalarla kısa süre içerisinde soruşturmalarını tamamlamaları ve davaların açılmasının temin edilmesi lazım. Ümit ederim ki herkes tarafından titizlikle takip edilen bu konuda yapanın yanına kar kalmayacak bir kararlılıkla meselenin üstüne gidilecektir.
Bunlar artık bütün teferruatıyla incelenmeli. Kimsenin mağdur edilmeyeceği tedbirler oluşturulmalıdır. Zaten bizim borsamız öyle çok geniş ve derin bir borsa değil, dar bir borsa. Diğerleriyle kıyasladığınızda hatta çok büyük derinliği olmayan bir borsa. Bu borsada ortaya çıkacak en ufak bir şey yanlış dalgalanmalara sebep olabilir. Yabancı yatırımcının ve içeride de yerli yatırımcının yatırım arzusunun zedelenmemesi lazım. Bence işin hukuki boyutu kadar ekonomik güvenlik kısmının da önemli olduğunu görüyoruz.
Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının nasıl kaldırılacağı bellidir. Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda Meclis Başkanlığına bırakılmış bir inisiyatif yoktur. Mahkemelerden dosyalar geldiği zaman bildiğiniz gibi şu anda 1096 dokunulmazlık dosyası Meclisteki Karma Komisyonda bulunuyor. Gelen tezkere derhal Meclis Başkanlığı tarafından teamül gereği Karma Komisyona havale edilir, Karma Komisyon da eğer isterse bu dosyaları gündeme alır, bu dosyalar üzerinden bir meclis araştırması başlatabilir.
Meclis henüz tatilde, bu konu Meclise gelmiş değil, herhangi bir fezleke oluşmuş değil. Fezlekeler geldiğinde de izlenecek süreç bellidir.
Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın bu 16 ncı konuşması. Her konuşmasını dikkatle, titizlikle dinledik. Allah razı olsun, milletimiz adına şükranlarımı bir kez daha ifade ediyorum. Bu konuşması, diğer 15 konuşmasının çok üstünde ve son derece iddialı bir konuşmaydı. Hangi açıdan iddialı? İnsanlık cephesinin kararlılığını vurgulayan ve soykırımcı Netanyahu ve çetesinden hesap sorulması konusundaki küresel vicdanı dile getiren bir konuşma yaptı. Bundan dolayı da siyonist lobinin ve siyonist lobinin görevlendirdiği Netanyahu çetesinin bundan rahatsız olması gayet doğaldır. Meseleye biraz buradan bakıyorum. Bir köşeye sıkışmışlığın verdiği çaresizlik Netanyahu'nun konuşmasının psikolojik özeti bu; yüz ifadeleri, seçtiği cümleler, hatta ve hatta vücut diline baktığınız zaman hakikaten köşeye sıkışmışlığın verdiği bir çaresizlikle konuşuyor. Belki yaklaşan seçimler de onun için bir büyük baskı oluşturuyor. Üstüne üstlük bir de ifade ettiğiniz gibi şimdiye kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki en yoğun protestoya muhatap oluyor. Birkaç sayılı ülke dışında hemen hemen bütün ülkeler salonu terk ediyor. Salondan çıkarken de insanlar sesli, gürültülü bir şekilde tepkilerini dile getiriyor.
Bu, şimdiye kadar hiç olmamış bir şey. Bir tarafta, siyonist ideolojinin geldiği nokta açısından, büyük bir nefret oluştuğunu görüyor, bir taraftan da bir savaş suçlusu olarak ilan edilmiş bir hükümet başkanı olarak akıbetinin ne olacağını o salondaki reaksiyonla görüyor. Çok net söylüyorum, salondaki reaksiyon, 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail in yaptığı soykırımlara karşı insanlığın vicdanının uyanışa geçmesidir. Artık hesap sorma vaktinin yaklaştığının göstergesidir.
İsrail hükümeti, siyonist rejim oluşturduğu nefret dalgasında boğulacağını görüyor. Netanyahu'nun burada Türkiye'yi hedef alması, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alması da bundan dolayıdır. Çünkü 7 Ekim in hemen ertesi gününden itibaren, yani İsrail'in saldırıları başladığından itibaren en güçlü reaksiyonu ortaya koyan Türkiye'dir, Sayın Cumhurbaşkanımızdır, bizlerizdir. Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas dünyanın hiçbir parlamentosunda konuşmadı, geldi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuştu. Rahmetli İsmail Haniye'nin cenaze törenine en yüksek katılımı sağlayan Türkiye oldu. Bendeniz, Cumhurbaşkanı Yardımcımız, Dışişleri Bakanımız, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanımızdan oluşan yaklaşık 35 kişilik bir heyetle oraya gittik. Her platform da konu ne olursa olsun mutlaka meseleyi İsrail'in soykırımına ve işlediği insanlık suçlarına getirdik.
Bu süreçte 7 Ekim'den bu yana katıldığım bütün uluslararası toplantılarda gördüğüm şudur. İlk başta biz reaksiyonumuzda yalnız kalıyorduk. Çoğu ülke siyonist lobinin gücünden korktuğu için gık dahi çıkaramıyordu, delegasyonlar susuyordu. Şimdi zaman içerisinde bunun hızlı bir şekilde nasıl yön değiştirdiğini gördük.Hangi uluslararası toplantıya gidersek gidelim neredeyse İsrail lehine konuşacak tek tük ülke dışında kimse kalmadı. Herkes bizim ortaya koyduğumuz noktaya geldi. Bu aslında Türkiye'nin diplomasi alanındaki büyük bir başarısıdır. İnşallah soykırımcı çetenin de cezalandırıldığını görmek nasip olur.
İki sene oldu zannediyorum, Netanyahu ya uluslararası birçok platformda sahip çıkıldığı bir dönemde, bir konuşmamda dedim ki Bir müddet sonra birçok kimse bırakın Netanyahu ile yan yana fotoğraf çektirmeyi, Netanyahu'nun olduğu binaya dahi girmek istemeyeceklerdir. Bugün oraya geldik. Böyle ağır bir insanlık suçunun kimse yanında durmak istemiyor.
Ama şunu da görmemiz lazım. Netanyahu bu çok agresif bir politika izledi. İsrail devletinin siyonist ideolojiden vazgeçmesi mümkün değil. Zaman zaman İzak Rabin gibi sosyal demokratlar da İsrail'de yönetimde oldular, Filistinlilere daha çok hak tanıyan, insan hakları ve özgürlükleri konusunda daha duyarlı olan yönetimler geldi ama sonuç itibarıyla İsrail'de devlet politikası olarak hep siyonizm benimsendi. Siyonizme direkt karşı olan, siyonizmi hedef alan herhangi birisinin de İsrail'de çok uzun soluklu kalması mümkün olmadı. Bunu bilmek lazım. Ama öyle görünüyor ki bu hükümetin işi, oldukça zor.
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun oluşmasında nasıl müzakereci bir yöntem izlediysek bunda da aynı yöntemi izleyeceğiz. Orada bir rapor hazırlamak hatta yasal hazırlıkları, teklifleri yapmak gibi bir sorumluluğumuz vardı. Burada Meclisin sorumluluğu, tabiri caizse bir üçüncü göz olarak sürecin nasıl devam ettiğini millet adına takip etmektir, bunun izlemesini gerçekleştirmektir. Bu süreçle ilgili uygulamaya dönük kararlar da bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığındaki Kurul tarafından alınacaktır. Biz komisyonu, ümit ediyorum en kısa süre içerisinde, oluştururuz. Mecliste grubu bulunan partilerin hepsinin temsil edileceği bir yapının olması, oluşması lazım.
Bu süreçte Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında oluşturulan Kurulla da işbirliği halinde, onlarla da temas halinde eğer bir yasal düzenleme ihtiyacı ortaya çıkarsa bunun oluşmasıyla ilgili süreci yönetmek ve hepsinden önemlisi de millet adına bu sürecin sahiplenilmesini temin etmektir. Eskisi kadar böyle yoğun bir çalışma temposu olmayacağı aşikar.
Sahada olup biteni izlemek devletin resmi güvenlik kurullarının görev ve sorumluluğu. Bu yasada üç önemli emniyet sibobu var. Bunlardan birisi sahadaki gözlemler sonucu örgütün silah bıraktığı ve kendisini feshettiğinin tespit ve tescili, sonrasında Milli Güvenlik Kurulu kararının ortaya çıkması. Bu karar ortaya çıkmadan Mecliste 467 oyla kabul edilmiş olan yasa yürürlüğe girmeyecektir. Çok net. İkincisi, bu söylediğiniz uygulamaya dönük olan hususların gerçekleştirilmesi, tek tek dosyaların incelenmesi Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında oluşan bakanlarımızın da içinde olduğu, devletin kurumlarının da içinde olduğu bu Kurul tarafından gerçekleştirilecek. Mecliste oluşacak olan izleme kurulu ise yürütmeye dönük herhangi bir görevi ve sorumluluğu olmayacak, sadece süreci izleyecek, gerekirse yasal düzenleme teklifleri üzerinde çalışacak.
Alt komisyonlar, zaten yasal olarak kurula verilmiş yetkilerden birisidir. Kurul dilediği alt komisyonu kurar. Çünkü çok kapsamlı bir iş gerçekleştirilecek. Silahların tespiti bir tarafta, yasal düzenlemeler, infazla ilgili düzenlemeler Bütün bunlar çok detaylı bir çalışmayı gerekiyor. Bunların hepsiyle ilgili ilk toplantıdan sonra açıklandığı gibi bazı alt kurulların oluşması kaçınılmaz. Siyaset ağırdan mı alıyor? meselesine gelince Sürece ilişkin bir teklifi açık söyleyeyim 467 oyla kabul etmiş olan bir parlamento, Türkiye siyasetinin merkezi, Türkiye siyasetinin kalbi bu konuyu asla ağırdan almayacağını da deklare etmiş demektir.
Evet, 467 oy alındı, büyük bir destek var, kamuoyu desteği var Ama bazı çevrelerin de bu işten hiç hoşlanmadığını, bu işin olmaması için seferber olduklarını gayet iyi biliyoruz. Onların da bu süreci akamete uğratmak için yapacağı, kullanacağı enstrümanlardan birisi de siyaseti itibarsızlaştırmaktır. Siyaset bu işi yapmıyor, yapmak istemiyor, burada siyasi oyun oynanıyor gibi birtakım art niyetli dedikodular ortaya çıkarılıyor. Allah aşkına dünyanın hangi yerinde siyaset bu kadar büyük bir sorumluluğu üstüne almıştır. Türkiye de siyaset üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirdi, bundan dolayı katılan siyasi partilerin tamamına bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Bir sürü riskler alındı. Rapor hazırlandı, yasa hazırlandı, kabul edildi Kolaylıkla gelinmedi buralara. Arkasında bir sürü siyasi kararlılık, çok ciddi emek var, çok ciddi çaba var. Bu süreçte Türkiye siyaseti, bir demokratik müzakere ortamını ortaya koydu. Her partinin farklı fikri vardı ama sonuçta partiler ortak noktalarda uzlaşmayı başardılar. Dolayısıyla siyaseti itibarsızlaştırmak için Kararsızlar, işi zamana yayıyorlar şeklindeki eleştirilerin tamamının art niyetli olduğunu düşünüyorum. Açıkçası her şey tıkır tıkır kendi süreci içerisinde işliyor. İnşallah örgüt bir an evvel silahları bıraktığını gösterir, bu tespit ve teyit edilir, tabi bundan daha da önemli olan şey zihinlerindeki silahları bırakırlar ve artık silahın olmadığı, sözün olduğu ve insanların birlikte barış içinde yaşadığı bir süreci başlatırız.
İlgili haber: Bakan Şimşek'ten Fon Soruşturması Açıklaması: Yatırımcı Hakları Korunuyor
Eldeki silahı bırakmak değil, zihinlerdeki silahı bırakmak. Herkesin ayrılıkçı bir dil kullanmaktan vazgeçmesi, bazı çevrelerin de ayrımcı bir dil kullanmaktan vazgeçmesi lazım. Yeni dönem, hiç şüphesiz yeni bir dili gerektiriyor, yeni bir anlayışı gerektiriyor. Buna uygun hareket edilmesi, herkesin menfaatinedir. Türkiye kararını vermiştir. Terör meselesi en kısa süre içerisinde geride kalacaktır. Kim bu sürece çomak sokmaya çalışırsa kaybedecektir. Terörsüz Türkiye konusunda devletin bütün birimlerinin kararlılığı kesindir, buradan asla taviz verilmeyecektir.











Yorum Yap