Umutlar da tükenirse...Enes Kara'nın anısına - Ecem ULUSOY

Umutlar da tükenirse...Enes Kara'nın anısına


Enes Kara

19 yaşında, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2. Sınıfta okuyan pırıl pırıl bir genç.
Önceki gün arkasında bir video ve mektup bırakarak intihar etti.

Enes özelinde çok büyük bir sorunu var artık Türkiye’nin. Aslında hep var olan, herkesin yaşadığı ama kimsenin dile getirmediği, kimsenin bahsetmediği bir sorun bu.

***
Enes’in videosundan yola çıkalım; ne diyor? 

“İçinde bulunduğum durum aslında Türkiye’deki gençlerin tamamının içinde bulunduğu durum, hepsi işsizlikten, geçinememekten, gelecekten korkuyor. Diğerlerini durduran 2 etken var gördüğüm kadarıyla; biri İslam’ın intiharı yasaklıyor oluşu, öteki de geride bırakacakları aile – arkadaşlarını üzmeme düşüncesi. Bu da ikinci sebebi açıklamaya itiyor beni.”

“Ailemin baskısıyla tıp yazdım, aslında istemiyorum”

“Ailemin baskısı yüzünden cemaat yurdunda kalıyorum (sonradan aslında resmi bir yurt olmadığını öğrendik, ortada kayıt dışı bir yurt var) aileme istemediğimi anlattım ama kabul etmiyorlar.”

“Sınıfı geçmek için ders ortalaması 60 olmalı, benim 25, sınıfı geçemem bu gidişle, belki tekrar sınava girsem mühendisliği kazanırım, istediğim gibi bir hayatım olabilir ama bir şeyler için çabalama enerjim kalmadı.”

“Artık hayatıma devam etmek istemiyorum, sürekli bir stres, sürekli bir gelecek kaygısı… Ne yapacağımı bilmiyorum.”

“Günün tamamı okulla, cemaat yurdunun (evinin) katılması zorunlu etkinlikleriyle geçiyor. Hal böyle olunca özgürlüğünüz elinizden çalınmış gibi hissediyorsunuz.”

“Yaşama sevincimi kaybettim, aileme de bunu söyleyemiyorum, korkuyorum, ne yapacaklarını bilmiyorum. Her şeyi yapabilecek potansiyeldeler.”

“Ailemin istediği gibi biri olmaya çalıştım, çalışmanın verdiği tek ödül daha da fazla çalışmak oldu.”

“UMARIM BENİ ANLIYORSUNUZDUR”

“Geleceğe baktığım zaman daha kötü bir hal alacağını görüyorum, bunu yaşamak istemiyorum.”

“Kız kardeşim Zeynep, lisede okuyor, ilerde muhtemelen hangi okulda okuyacağını, nerde kalacağını, hiçbir şeyini kendisi seçemeyecek. Aileme karşı çıktığı zaman da bir şey elde edemeyecek.”

“Hayat benim için çekilmez bir hal aldı, kardeşlerim için de böyle olmasını istemiyorum. Ne yaptığınızın farkına varın.”

*** 
Arada bir yerde dini inancının olmadığından da bahsediyor, fakat ailem aşırı dindar ve baskıcı diyor.

Kilit nokta bu işte, aile baskısı. Ben bugün bu köşede bunu ele alacağım biraz.

Ailenin baskısıyla istemediği bir bölümü yazmış, yine ailenin baskısıyla istemediği bir yerde yaşamaya zorlanmış. Kaldığı yerin baskısıyla hiç istemediği bir hayatı yaşıyor. Bütün çocukluğu ve ergenliğini ailesini mutlu etmeye çabalamakla geçirmiş, “çalışmanın ödülü daha fazla çalışmak” olmuş. Yaşamaya devam ederse kendi isteklerini yaşayamayacağından o kadar emin ki, artık yaşamak istemiyor.

Konu gündeme cemaat ve tarikat yurtlarında kalan bir gencin feryadı olarak yansıdı. Büyük oranda doğru olsa da öncesi var. Hepimizin görmezden geldiği, aslında hepimizin çok iyi bildiği ama asla dile getirmediği hatta çoğumuzun çoktan normalleştirdiği o gerçek var bu intiharın arkasında. Ailelerin çocuklarını kendi mülkü gibi sahiplenmesi. 

Türk aile yapısının doğasında olan, bunca zamandır hiç itiraz edilmemesine hayret ettiğim bu baskı türü Enes’i gencecikken kopardı hayattan. Mücadele edemeyeceğinin farkında. Pes ediyor sonunda, değiştirmeye asla gücü yetmeyecek çünkü, biliyor. Belki de konuştuğu arkadaşları bile “ne var bunda” deyip geçiştirdiler. Çünkü çoğumuz için gerçekten normal, sıradan, olması gereken bu. “Çocuklar bilmez, anlamaz, onun aklı ermez” diye toplumun her kesimi tarafından sistematik olarak uygulanıyor bu baskı. 

Ailenin kutsallaştırılması, aile kurumunun tabulaştırılması toplumumuzda onarılamaz yaralar açmış. Herkesin mutabık olduğu bir şey var; ebeveynler elbette çocuklarını çok seviyor. Fakat bu sevginin çocuğun sahibi olmak anlamına gelmediğini içselleştiremiyoruz. Bizim toplumumuzda insanlar asla bireyler olamıyor, çünkü evlenene kadar ebeveynlerinin, evlenince de eşinin ailesi ve toplumun baskısıyla kimse asla kendisi gibi bir hayat yaşayamıyor. Çocuk doğuyor, büyüyor ve evleniyor. Tüm bu süreç aile yanında yaşanıyor. Uzakta bile olsanız aile baskısıyla yine onların dediği gibi yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Hâlbuki aileler çocukları için hayatı öğreten kılavuzlar olmalı, zorluklarla başa çıkmanın yollarını öğretip sonrasında çocuklarının seçimlerine saygı duyarak onlara destek vermeli.

Çocuklarınızın başarılı bireyler olmasını sadece okuduğu üniversiteye, girdiği sınavlarda aldığı dereceye bağlamayın. Gerekiyorsa lütfen çekinmeden profesyonel destek alın. Ebeveyn olmak psikolojik olarak da çok ağır bir süreç, herkesin her konuda başarılı olması beklenemez. Evlilik bile başlı başına oldukça ağır bir uyum süreciyken bir de ebeveyn olmak gerçek bir destek gerektirebilir. Topluma bakmayın, konu komşu öyle yapmamış olabilir, sizin anneniz zamanında 10 tane çocuğa hiç yardım almadan bakmış, babanızın hiç böyle dertleri olmamış olabilir. Siz onlar değilsiniz. Öyle olmak zorunda değilsiniz. En önemli şey sizin ve çocuğunuzun sağlıklı ve uyumlu bir ilişki geliştirmeniz. En iyi ihtimalle sizden 20 yıl sonra doğan o çocuğu ve onun hayata bakışını anlamak, onu desteklemek herkes için zor. Bunu baskı uygulayarak aşamazsınız. İkinizi hatta tüm ailenizi mutsuz etmekten başka işe yaramaz bu. 

Bırakın YKS’de başarısız olsun, belki iyi bir duvar ustası olur sizin çocuğunuz da. Bırakın LGS’de iyi sonuç alamasın, her çocuk Anadolu / Fen lisesi stresini kaldırmak zorunda değil. Bırakın okumasın hatta. En fazla ne kaybeder? Kaybedilen birkaç yıl nedir ki? 

20 yaşında bir genç, ne yaparsa yapsın hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inandığı için hayatına son verdi. 

Bağıra bağıra söylemek istiyorum; "20 YAŞINDA BİR GENÇ NE YAPARSA YAPSIN HİÇBİR ŞEYİN DEĞİŞMEYECEĞİNE İNANDIĞI İÇİN İNTİHAR ETTİ."

Türkiye’de ortalama insan ömrü 70’li yaşlar. Bu çocuk en iyi ihtimalle 50 yılını kaybetti, çocuğu boş verin, ailesi evlatlarıyla yaşayacağı o 50 yılı asla geri dönüşü olmayacak şekilde kaybetti. Tıp kazanmak için 2 yılı fazladan kaybetse ne olacaktı ki? Ya da okulu 5 yıl uzatsa? Ne kaybederdi şu olanlar karşısında?

Lütfen çocuklarınızla ilgili tek hayaliniz onun mutlu bir yaşam sürmesi olsun. Bir şirketin CEO’su olmasının da, bir tıp doktoru, bir uzay mühendisi olmasının da bunun yanında hiç önemi yok inanın. Bir bakkal olarak, bir pazarcı esnafı olarak ya da bir inşaat işçisi olarak da çok mutlu olabilir bir insan. Hayatıyla ilgili umutlarını almayın çocuklarınızın elinden. En önemli şey bu, umut yoksa yarın yok, gelecek yok. Unutmayın, çocuklarınız sizin geleceğiniz, ama onların umutlarını çalarsanız bir gelecek kalmayacak elinizde.

Enes ve onun intiharı beni çok yaraladı. Bu konuyla ilgili yazacak daha çok şeyim var. Çok yönlü bir intihar bu çünkü. Dolayısıyla bu bir yazı dizisinin ilk bölümü olsun istiyorum. Sanırım önümüzdeki 2-3 haftayı bu konuya ayıracağım. Siz de O’nun intiharıyla ilgili düşüncelerinizi, hissettiklerinizi yazın bana. Gelin beraber yas tutalım, ama ne olur yas tutup oturmayalım, yeni Enes’ler olmaması için düzene çomak sokalım, değişmeye, sistemi değiştirmeye kendimizden başlayalım. 

ecem@elazigyerelhaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Oca
02Oca

Hoş gel 2022

14Ekm

Matem havası

24Ağs

Başarmak mı, Yaşamak mı?

09Ağs

Yanıyoruz!..